28 Mayıs 2011 Cumartesi

Jane Eyre

19. yüzyıl romanlarını da film uyarlamalarını da seviyorum. Söylenmemiş çok sözü olan kadınlar, susup iç geçiren kadınlar, o çağda bir birey olmaya, söz sahibi olmaya çalışan kadınlar, aşkları için her şeyi yapan kadınlar. Bu sefer susan değil konuşan, üreten, düşündüklerini paylaşan bir kadın var, Jane Eyre. DVD nin tek kötü yanı dizi olduğu için her bölüm ayrı tutulmuş jenerik her seferinde dönüyor filmi birleştirmemişler.
Jane rolünü oynayan aktrist göz dolduruyor, masum bir yüzü var ve yüzünün her karesinden direnç, mücadele okunuyor, rolünün hakkını vermiş, yanlız , kimsesiz, sevgisiz büyüyen Jane her şeye rağmen etrafına sevgi aşılayan bir genç kız, okuyan, resim yapan, mücadeleci, sorgulayan, çağının feminist  kadını, güçlü kadın. Her zorluğu aşmayı başarmış ve yüce gönüllüğünün mükafatını romanın sonlarına doğru alıyor, ne tesadüftür ki çalıştığı evi terk edip yollara düştüğünde onu bitkin halde bulan kişi kuzeni çıkar :) ve sonunda dayısından kalan mirası elde etmeyi başarır, bunun için mücadele etmez, eline gelir herşey, sanki ilahi adalet onun için çalışmaktadır.
Erkek karakter ise temelde istediğini elde etmek için yalan söyleyen, gizlediği şeyleri sözüm ona haklı gösteren biri, bir kurban adeta, filmin geneline bakıldığında zaaflarına yenik düşmüş biri olduğunu söyleyebilirim, ailesi tarafından yönlendirilmiş, onların maddi çıkarlarına göre hareket etmiş ve kendini tuzağa düşürülmüş gösteriyor, aslında gerçekleri göremeyecek kadar kör. Oyuncu bu duyguları iyi vermiş, rolünde başarılı bir performans sergiliyor.  Her durumda Jane onu sevmekten vazgeçmiyor, zaten filmin sonunda da buna vurgu yapılmış.

Karakterleri biraz daha ayrıntılandırırsak, farklı ailelerden gelen iki insan görüyoruz. Kadın: Ailesini bebekken kaybetmiş, ilk çocukluğunu teyzesinin evinde geçirmiş, hor görülmüş, kabul görmemiş, sevgisiz ve hayatta kalma mücadelesi içinde geçirmiş yaşamını. Mürebbiye olarak gittiği evi ise hemen yuva gibi benimsiyor.
Erkek: Rahat bir yaşam geçirmiş, ailesinin yanında, zenginlik içinde, istediği her şey olmuş, gezmiş, görmüş ama duygularını ifade edişi çarpık, aşırı alaycı, duygu eksikliğini böyle kapatıyor aslında sevgisiz ve tam anlamıyla ihanete uğramış hissediyor kendini, aynı zamanda pişmanlık içinde. Filmin tek bir yerinde hatalı olduğunu söylüyor sadece.
Yan karakterlerden bahsetmeyeceğim, onlardan da bahsedersem filmi seyretmeye pek gerek kalmaz.
Bence filmi keyifle izleyebilirsiniz, bir demli çay da yanında iyi gider:)
Jane Eyre'n yazarı Charlotte Bronte'den hiç bahsetmedim, hakkında bilgi edinmek isterseniz burayı tıklayın lütfen.

6 yorum:

Guven dedi ki...

Kadın ve kadınlarımız adına; bir de çay hatırına...

Müge dedi ki...

Genç kızken kitabını okumuştum. Bu kış da bu dvd'yi izledim ve gene çok hoşuma gitti.
Kesinlikle üzerine yazılası bir eserdi; emeğine sağlık Fadiş'cim :)

LEZZETLİ SOMUNLAR dedi ki...

Ahhh ahhh..İngiliz Filolojisi okumuş bu kardeşini can evinden vurdun Fadişçim. İzlediğine sevindim. Ben hiç sinemaya gidemiyorum yıllardır. Eşim sevmiyor, ben de tek başıma pek sevmiyorum. Ne iyi etmişsin. Ama romanını okumuştum fakültedeyken..Hatta kardeşi Emily Bronte'nin de 'wuthering hights(uğultulu tepeler)'i de hem okumuş hem izlemiştim. Çok keyiflidir İngiliz klasikleri..Tebrik ederim canım..

FADİŞ dedi ki...

Güven:)

FADİŞ dedi ki...

Müge, teşekkür ederim, sırada Jane Austen'ın "İkna"sı var.

FADİŞ dedi ki...

LEZZETLİ SOMUNLAR, İngiliz klasiklerini seviyorum:)