5 Nisan 2011 Salı

UZUN BİR ARADAN SONRA MERHABA (şömine ateşi ve dört kedili ev)

Cumartesi sabahı saat 07:30'da yola çıktık, Deniz uykusunda bile dede dede diye sayıklarken artık havanın yağmurlu olmasına falan bakmadan düştük yollara; Onu kucağıma alıp sarıp sarmaladım ve apartmanın merdivenlerinden inerken dede? diye sordu, evet oğlum dedeye gidiyoruz dedim, dedeeeee diye derin bir iç geçirdikten sonra uyumaya devam etti. Deniz'in amcasını da İzmir'den aldıktan sonra takımı tamamlamış olduk; biz Kaynarpınar sapağına vardığımızda gözlerini açtı Deniz, hemen tanıdı memleketini. Yollar baharın bütün ihtişamını sergiliyordu, papatyalar boy boy açmış, limon ağaçaları ağırlıktan eğilmiş, mis gibi bir hava, insan buralarda yaşlanmaz aksine gençleşir. Bakıyorum da babanneler dedeler bizden daha fit, tığ gibi delikanlılar. Eve geldiğimizde sarmaştık önce, Deniz hemen dedenin kucağına çıktı, babaanne torunu için börekler açmış, kekler yapmış, dedesi, mart barbunu bulmuş torununa anlatıp durur, şöminenin ateşinde dört kedili evde mutlu mesut iki gün geçirdik.
Ben zamanımın çoğunu beşinci kedi olarak kıvrılıp şöminenin dibinde geçirdim, Deniz bizden tamamen bağımsız kendi halinde oyunlar oynadı, dedesiyle eğlendi, babaannesinin keklerini lüpletti, dedesinin ona aldığı doğum günü hediyesi olan bisikletin tepesinden inmedi uzunca bir süre.
Kaynarpınar benim için bir kaçış yeri aslında, emeklilik hayalleri kurduğum yer, erken mi buldunuz emeklilik hayallerimi, yok değil aslında iş hayatı beni gerçekten yıprattı, özgür olmak istiyorum artık. Şimdi ne oldu böyle, ne anlatıyordum, Kaynarpınar'ı. Burada zaman yavaş akıyor, doğanın içinde hiç saate bakmadan günü geçiriyorsunuz, saate bakmaya da gerek kalmıyor, gökyüzü saati söylüyor, hadi kalkın yemeğe:)

      (Çınaraltı çay bahçesinde çınarın sağlam kalan dalının altında oturduk,  bu gördüğünüz manzaraya bakıp çayımı yudumladım paza günü)
Deniz dedesinin evinde özgürce koşup atlarken beni tek sorduğu an tuvalete gittiğim andı:)) hala,  gözünün önünden ayrılmamı pek istemiyor.
Evde dört kedi var demiştim, bir sokak kedisini bahçelerine alan annemler, yavruları doğunca bırakamamışlar tekrar sokağa, geçinip gidiyorlar işte anlayacağınız. Deniz, kediye doydu, koştu kovaladı, bu konularda pek rahat olamayan anne rahatsızlığını belli etmeden duramadı, tüy durumu benim hiç hoşuma gitmez bir de üstüne kaşıntı tutuğundan pek rahat olamadım doğrusu. Üstelik evdeki kedi yetmedi bir de çay bahçesindeki kedi çıktı ama söylemem lazım o kadar tatlı oynadı ki kediyle bakmaya doyamadım. O fotoğraflar nerde diye sormayın benim tarafımdan yanlışlıkla silindi, geriye kalanları yayınlıyorum.





                          Kafasındaki bere babaannesinin ördüğü bir bere, artık küçüldü.


Deniz bıcır bıcır konuşuyor ama kendi dilinde, söyleyebildikleri dışında her şeyi el kol hareketleri ve mimiklerle götürüyor, anlatamadığı bir şey yok.


                           Deniz, evde kedi kovalarken arka pencereden bahçeye bakıyor.
Pazar günü akşam üstü dönüş yolculuğumuz başladı, Deniz, dede de gelsin diye tutturdu, bol öpücüklü kucaklaşmalı bir vedalaşmadan sonra yola çıktık.

5 yorum:

ada ve deniz dedi ki...

oh oh çok güzel br hafta sonu olmuş belli. Hele ki çay bahçesi manzaranıza bittim.

FADİŞ dedi ki...

adadeniz, evet güzel bir hafta sonuydu, darısı diğer haftasonlarına. Havalar bir düzelmedi gitti, gerçi kuraklıktan korktuğumdan daha da yağsın isterim yağmur yeterki soğuk olmasın hava, soğuğa dayanamam hiç. Çınarın altında içilen çayın ayrı bir tadı var, belki bir gün birlikte gideriz, biz bir kocaları tanıştıralım da hayırlısıyla:)

sezobigo dedi ki...

ne güzel yerler bayıldım.bende hep şöyle kafayı dinliyeceğim bir yer isterim ilerisi için .inşallah seninki de benim kide gerçekleşir fadiş.oğlun çok şeker ya maşallah.

FADİŞ dedi ki...

sezobigo, teşekkür ederim canım, inşallah dilediklerimiz gerçekleşir hepimizin, ben şimdi prefabrik ev planları yapıyorum, çiziyorum da çiziyorum, şöyle bahçesi olsun, böyle balkonu olsun, kış bahçesi olsun, seram olsun, bende hayal çok ama hayal kurmadanda yaşanmıyor değil mi?, her işin başlangıcı hayalle başlıyor:)

Hande dedi ki...

Ben böyle postları okuyunca tası tarağı toplayıp kaçmak istiyorum bu gri Ankara'dan ama olmuyor be şekerim..Ne mutlu bir ziyaret geçirmişsiniz gitmiş kadar olduk..