26 Kasım 2010 Cuma

MİM

Sevgili Bahar beni mimlemiş, bu mimle ilgili takip ettiğim bloglarda cevapları zevkle okudum, yeni kitaplar keşfettim. Gelelim mime,

Kitaplığınızın karşısına geçin.Gözlerinizi kapatın.Derin bir nefes alın.Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.Şimdi gözlerinizi açın.Bir kitap seçmiş durumdasınız.O kitabı satın aldığınız, ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın.İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin.Evet, ne güzel bir koku bu!55.sayfayı bulun.Sayfayı tekrar okuyun.Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın.Daha sonra siz de 3 arkadaşınıza cevaplaması için gönderin


Gözlerimi kapadım, ellerimi tozlu raflarda gezdirdim (epey tozluydu doğrusu, elden geçirmek lazım) ve bir kitabı çektim raftan. Kitap Nurdan Gürbilek'in ilk kitabı, "Vitrinde Yaşamak" 1980' lerin Kültürel İklimi.


Aldığım her kitaba tarih atarım ve o günün bir anlamı varsa benim için, bir not düşerim ilk sayfasına; sadece 28 Aralık 1992 yazıyor üstünde, üniversitede öğrenciydim daha.
Okul yıllarını bilirsiniz, bir arayış içinde olursunuz, her şeyi okumak her çiçekten bal almak istersiniz( yanlış anlamayın kültür olayları canım, sinema, tiyatro, konser, kitap .....)zihniniz açık, avlanmaya hazır, bir hamlede kopartıp alırsınız, bir solukta okursunuz sayfaları, notlar düşersiniz üstüne, tartışırsınız üstünde, perşembe toplantıları yapar yine üstünden geçersiniz kelimelerin, duygudaşlarınızla birlikte salı toplantılarına gidersiniz, toplantının bir parçası olur, yazarlarla tartışırsınız.
Bu kitabı bir  80 sonrası çocuğu olarak ilgiyle okumuştum, tavsiye ederim. Metis yayınlarından.


55. sayfa

"Kuşkusuz bir "özel hayat endüstrisi" nden söz etmek mümkün. Bütün diğer alanlar gibi
öznelliğin alanı da bir kez kitle iletişim araçlarınca kuşatılınca, bundan bazı mesleklerin
çıkması kaçınılmaz: Artık özel hayat gazetecileri, özel hayat dergileri, özel hayat sineması,
özel hayat romanları, özel hayat şarkıları var; bunlar kendi dillerini, kendi görüntülerini, kendi imajlarını yarattılar. Ama bu süreci yalnızca bir pazar arayışıyla, bir endüstriyle açıklamak mükün değil. Çünkü bütün bunlar, bir özgürleşme vaadiyle birlikte var: 80' lerde insanların yabancılardan uzak tuttukları alanın kapıları bir an için başkalarına, yabancılara açılırmış, kamusal alandaki boşluk mahrem olanın kamusal bir değer kazanmasıyla doldurulmuş gibi oldu. İnsanlar bunda bir özgürleşme vaadi bulmasalardı, öznelliğin alanı bu endüstriye bu kadar kolay açılamazdı. Basın yada medya bu kadar başarılı olamazdı.
O halde şu soruyu soralım: Özel ve kamusal alanlar arasındaki sınırın erimesi bu gün bizim için ne anlama geliyor? Bu erime, sınırlardaki bu yumuşama bize kendisini neden bir özgürlük vaadi olarak sunuluyor? Bu vaadin seslendiği kim?

Biliyorum, tek bir cümleyle kalamadım, konunun bütünlüğünü bozmak istemedim, tek bir cümle kitabı tanıtmak açısından da yeterli olmayacaktı. Şimdi mimleri kime yollayalım?

 Nilo , Aysema, Sarıçizmeli' ye ve bu yazıyı okuyan herkese gönderiyorum.


4 yorum:

yeliz dedi ki...

selam,
cumartesi toplaşıp topolinoya gidiyoruz haberin olsun:)

nilo dedi ki...

aaaaaaaa ne kadar ilginç ve güzel bi mim:) ben sevmediğim konulu mimleri yazmıyorum genelde ama bu çok ilginç geldi, yazarım tabi:) Sevgiler, öpücükler

ÖRGÜÇANTAM dedi ki...

güzel bir günün ardından merhaba sevgili Fadiş,
izlemeye aldım fırsat buldukça uğrayacağım.kucak dolusu sevgiler tanışmak harikaydı sevgiler

FADİŞ dedi ki...

Merhaba Hatice Hanım, sizi tanımakta bana mutluluk verdi. Görüşmek dileğiyle, takipteyim.