3 Eylül 2010 Cuma

KUZU BÜYÜYOR

İki gündür gizliden bir panik yaşıyorum. Deniz'in inat etme huyu başladı, ısrarla istediğini yapıyor (bu çok normal biliyorum) asıl ürkütücü olan bunu bile bile benim, kendi istediğimi yaptırma çabam. Kendimi eğitmeliyim, durdurmalıyım. Kendi isteğim derken şunu kastediyorum, yemek zamanı geldi, park saati sona ersin, kucağıma alıp bir an önce eve gidelim, sofrayı hazırlayayım istiyorum. Eğer Deniz'in akışına uyacak olursam, uzun bir oyun parkından sonra eve uzun bir yürüyüş, yorgunluktan bitap düşme ve aşırı bir uyku haliyle, uyku yüzünden akşam yemeğinden kalma ile sonuçlanacak. Oğluşun bedensel ihtiyaçları söz konusu olduğunda bazen sosyal ihtiyaçlarını firenlediğimi biliyorum.
Dün akşam çamaşırları toplarken baktım kuzu tek tek mandalları balkondan aşağıya atıyor, ikaz ederek durduramadığımdan mandal torbasını elinden alarak bu işi çözdüm. Bu seferde plastik oyuncak el arabasının içindekileri kızgınlıkla balkona saçtı ve sonrada toplamadı. Böyle durumlarda ben dinlemeyeceğini düşünsemde yapmaması gerektiğini anlatıyorum, belki ilerde, kulağına girmiştirde zamanı geldiğinde hatırlar.
Deniz karalama yapmayı çok seviyor, şu mıknatıslı küçük yazı tahtalarından var, onu çok güzel kullanıyor fakat birazda bizim özenmemizden babasıyla birlikte İkea'dan bir tarafı kara tahta diğer tarafı beyaz tahta olan yazı tahtasını aldık. İkea'da dolaştığımızda da başından ayrılmamıştı. Eve getirdiğimizin daha ilk günü tebeşiri ağzına soktı ve biz yanlız başına tahtayı kullanmamasına karar verdik (biliyorum yazı tahtası için belki de erken davrandık), ilerde daha çok işimize yarayacak.
Kuzunun yastık sevdası devam ediyor, yastığı olmadan uyumak istemiyor.
Öğün aralarında kurabiye, elma, yoğurt, badem, muz, meyve püresi yemeğe devam ediyor.
Gündüz uykularını ikiden bire indirdi. Saat 11 de yatıp 14 te kalkıyor ve öğle öğünü bu yüzden biraz geriye gitmiş oldu. Haliyle akşama kadar yorgun düştüğü için akşam uykusu da daha erken geliyor.
Hala televizyon izletmiyoruz, biz de yanında televizyon izlemiyoruz hatta hiç televizyon açmamaya başladık. Hayret, televizyonsuzda oluyurmuş demek. Akşamları yemekten sonra muhakkak televizyonu açardık, alışkanlık işte. Televizyon yerine oğluş yatıncaya kadar oyun oynuyoruz ve arkasından da pc başında vakit geçirip, kitap okuyoruz. (0-3 yaşlarında, televizyonun bebeğimizin hayatında yeri olmayacak kararını uygulamaya devam)
Deniz'in kitap zevki değişmedi, hala müzikli kitapları çok seviyor, dans etmeyi çok seviyor. Meraklı minik dergisine abone olduk, her ay gelen dergiyi bir ay boyunca tekrar tekrar gözden geçiriyor, resimlerin hikayelerini anlattırıyor ve başka oyunlarda dergiden öğrendiklerini çağrıştıran bir şey gördüğünde dergisini getirip gösteriyor.
Hala bir oyun arkadaşı yok, teyzesi ve anne babası dışında. Kendi yaşıtı bir oyun gurubu kurmak gerekiyor ama a sosyal annesi işten vakit bulup ta arkadaş edinecek, çevre edinecekte biz de oyun arkadaşı bulacağız. Şimdilik parkta gördüğümüz şeker bebişlerle arkadaş oluyoruz ama bir dahaki sefer onları parkta bulamıyoruz.
Tuvalet konusunu biraz yavaştan alıyoruz ama iki yaşını doldurmadan da belli bir aşamayı katetmeyi arzu ediyorum tabi. Bu birazda benim çabamla olacak, ha gayret o zaman.

Hiç yorum yok: