8 Mart 2010 Pazartesi

RAHMETLİ ANANNEM

Rahmetli anneannem çok farklı bir kadındı. Sözünü sakınmaz, sevdiğini pek belli etmezdi ama yine de bizi sevdiğini bilirdik. Köyde yaşardı ve bütün yaz tatillerimizi onunla geçirirdik, hatta hızımı alamaz babama yalvarır yarı yıl tatilinde de tek başıma anneannemde kalırdım. Köy hayatını çok ama çok severdim, hala severim. Rahmetli anneannemin ahırında bir ineği, en fazla 4 tavuğu ve bazı yıllarda da bir buzağısı olurdu, ha ihtiyar eşeğini de unutmamak lazım.  Buzağı baharın ilk günlerinde doğduğundan geniş bir sepetin içinde ona hazırlanmış saman yığınında soba kenarında soğuk günleri geçirirdi. O kocaman gözlerini açıp kirpiklerini kiplettiğinde sevgi çığlıkları atar, okşama yarışına girerdik. Bize çok doğal gelirdi evin içindeki buzağı.
Evinde iki odası vardı ve odasında kendine ait bir somya. O somyada başkasını yatırmaz, bize odayı boydan boya kaplayan bir yer yatağı hazırlardı, üstümüzdeki yorgan gördüğüm en güzel kırk yamaydı. Diğer odada da annem ve babam kalırdı, o odaya hiç girmek istemezdim, korkardım duvardaki dedemin resminden. Annemin söylediğine göre iki metre varmış boyu ve devasa bir adammış, çok ta yakışıklıymış, resminde o kadar delici bakıyordu ki canlanacak sanırdım. Anneannem, kendimi bildim bileli bana hep çok yaşlı gelmiştir, güneş yanığı bir yüzü vardı ama buna rağmen hiç kırışık değildi yüzü. Ömrü boyunca tarlasını sürdü, ekti, biçti. Ben de zaman zaman ona yardım ettim. Birlikte fasulye sırıklarının arıklarını çapayla düzelttik, tarlaya su verdik, vişneleri, üzümleri topladık, buğday biçtik, buğday kaynattık, bakla topladık, nohut yolduk.
Sabah erkenden kalkar,azığımı hazırlar, anneannemin o tek ineğini, köyün çocuklarıyla birlikte  otlatmak için   yola koyulurdum. Bu işi yapmayı çok severdim. Bütün gün tek ineğin peşinde koşar en güzel otları gösterirdim. İnek aslında çok iyi bilirdi nereden ot yiyeceğini, çocukluk işte. Şeherli kız komikti köy çocukları için aynı zamanda da ilginç.Arkadaşlarıma bağıra bağıra şarkı söylerdim (en çok Ilgaz Anadolunun sen yüce bir dağısın, yüce dağdan esen yelden ve orda bir köy var uzakta şarkıları söylemeyi severdim), birlikte çelik çomak oynardık, beş taş oynardık. Akşam eve dönüşte ise ineklerde bir hızlanma olur, ineğimin arkasından telaşla koşar onu kaçırmaktan korkardım. Halbuki inekler yolu benden daha iyi bilirlerdi.
Çocuklar anlayamazlardı onlara özenmemi. Her köye gelişimde lastik yemenim, basma fistanım, önlüğüm, yaşmağım hazırdı. Her köy düğününe gider, her kapıdan girerdim. Bütün köy bilirdi beni, annemlerden daha fazla. Bir düğün olduğunda mutlaka evlerden birinden bana tepelik, al yazma, en çafçaflısından yanar dönerli entari verilirdi. Bütün gün giyerdim, köylü gelinleri gibi.
Mutluydum kısacası, anneannemle birlikte yaşamaktan. Arkası yarınları kaçırmazdık, büyük bir heyecanla dinlerdik radyodan. Evinde televizyon yoktu, hiç istemedi, ben de onunla olduğum sürece hiç aramazdım televizyonu. Akşamları yatmadan önce Sakarya türküsünü söylettirirdim ona yanık yanık. Hiç usanmadı, söyledi hep. Çocukluk maceralarını anlattırırdım, Atatük hayattayken o çocuk sonra genç kızdı. Bildiklerini söylerdi tek tek. Onu dinlemek büyük zevkti. Nur içinde yatsın. Köyümle ilgili çok güzel anılarım var, hatırladıkça sizlerle paylaşacağım. O doğallığı çok özlüyorum.

1 yorum:

elifin terazisi dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın, farkında değilmişim demek ama özlediğim şeyler varmış...Burnumun direği sızladı...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...